Lucid Dreaming, Rüya Makineleri ve Rüya Deneyleri
Bu makale ''Diamond Tema'' Adlı kişiden alıntılanmıştır. Videosuna ulaşmak isteyenler için: https://www.youtube.com/watch?v=dwYvUFU3EFQ

Düşünce
Bu yazıda “Rüya nedir? Rüyalarımızı Kontrol Edebilir Miyiz? İstediğimiz Rüyayı Gösteren Makineler Var Mı?, Rüyamıza Kaldığımız Yerden Devam Edebilir Miyiz? Rüyalar ile Alakalı Deneyler Yapıldı Mı?” bu gibi soruların cevabını vermeye çalışacağım. Giriş kısmını hiç uzatmadan başlayalım.
Öncelikle rüyada da düşünmeye devam ettiğimiz için, rüyalara girmeden evvel düşünceyi anlamak gerekiyor. Düşünce basitçe üç formda ortaya çıkar:
1: Taşan Düşünce (Yolda yürürken durduk yere aklınıza 15 yıl önceki bir hatıranızın gelmesi, bir koku almanız ve bunun size bir şeyler anımsatması, karnınızın acıkması ve istemsizce gözünüzde buzdolabı’nın canlanması vb.)
2: Kontrollü (Plan yapmak. “Yarın şuraya gitmek için şu saatte kalksam, şunu şu kadarda halletsem” vb.)
3: Kontrolsüz (Takıntı. Aşk acısı olabilir, kaybedilen bir şey olabilir. Özetle istemediğiniz halde bir şeyin sürekli aklınıza gelmesi, unutmaya çalışmak.)
İnsan beyni çok garip bir organ. Belki de evrendeki en garip şey bile olabilir. Mikroskobik bilgileri, parçacıkları toplayıp yoruma çeviriyor ve bu yorum sayesinde biz görüyor, hissediyor, duyuyor, konuşuyor, ve düşünüyoruz. En önemlisi de düşünüyoruz. Düşünebiliyoruz. Bu düşünce sayesinde bir şeyi hatırlamaya ya da planlamaya çalışabiliyoruz. İcatlar geliştiriyor, felsefe yapıyoruz. Fakat bu beyin, genellikle sizin kontrolünüzde değildir. Hatta sizi kontrol etmektedir. Siz bunu her ne kadar fark etmeseniz de, aslında beyniniz ne isterse onu yapmaktasınız fakat burada bunlara çok girmemeye çalışacağım. Zaten beyinle ve özgür iradeyle alakalı birkaç yazı hazırlamıştım. Onları da ekleyip rüyalara geçebiliriz.
Beyin, I (Zeka ve Hafıza İlişkisi)
Beyin, II (Düşünce ve İnsanlık Özelliği)
Özgür İrade Deneyleri, Benjamin Libet.
Rüyalar
Rüyalar, basitçe taşan düşüncelerimizden ibarettir. Yani beynimizin yönettiği, bizim ise oynadığımız senaryolardırlar ama bu tabii ki göründüğü kadar basit değil. Birincisi, rüyaların taştığı yer bilinçaltımız ve bilinçaltımız bizim hatırlamadığımız şeyleri hatırlar, öğrenip unuttuğumuz şeyleri bilir, yolda yürürken gördüğümüz binlerce insanın yüzünü kaydeder, yani aslında bizden yüzlerce kat daha fazla donanıma sahiptir. Bu yüzden bugün biri hakkında konuştuysanız rüyanızda görebilir, hiç tanımadığınız insanlara rüyanızda aşık olabilir, ya da kabus görüp sağa sola kaçabilirsiniz. Beynimizin bize rüya göstermesindeki sebeplerden bazıları psikolojik olarak aşmamız gereken bazı problerimizi aşmaya yardım etmek de olabilir, bizi intihara sürükleyecek kadar şizofrenleştirmek de olabilir.
Ama bu konuda kesin hüküm vermeden önce rüyaları idrak edebilmek için uykunun nasıl oluştuğunu bilmemiz gerekir. Rüyalar ile alakalı bilimsel araştırmalar ve deneyler geçtiğimiz asırdan beri devam ediyor.
1953 yılında Nathaniel Kleitman ve Eugene Aserinksy, EEG (Elektro Ensefalo Graf) yöntemiyle uykunun farklı seviyelerden oluştuğunu gösterdiler. Buna göre uyku 2 duruma ayrılıyor çünkü insan beyni uyurken de aktif olmaya devam ediyor. Fakat bu aktifliğin de seviyeleri, yani katmanları var. Bunlardan biri, REM (Rapid Eye Moment), diğeriyse NREM (Non Rapid Eye Moment) olarak sınıflandırıldı ki basit anlamıyla bu “hızlı göz hareketleri” anlamına geliyor.
Bu hızlı göz hareketleri isminin de bir sebebi var tabii ki. Stephen Laberge isimli araştırmacı, uyurken insan bedenindeki bütün kasların, gözkapaklarınız dahil kendini korumak için felç durumuna geçtiğini kanıtladı. Uyurken felç olmayan tek organımız ise gözlerimizdi ve gözlerimiz gördüğümüz rüyalara göre sağa sola hareket ediyordu. İşte bu hareketlere göre uykunun hangi evresinde olduğunuz bilinebiliyor. Biz uykuydayken beynimiz sadece gözlerle ilgileniyor ve dışarıdan görüntü almak, sesleri incelemek gibi şeylerle uğraşmadığı ve fiziksel bir aktivite yapmadığımız için, beyin, işlediği bilgilerin neredeyse hepsini size yapay bir gerçeklik oluşturmaya harcıyor; bir nevi, gerçekçi hayaller gösteriyor.
Ama bu hayaller her zaman stabil olmayabilir. Gerçek anlamda uyuyana kadar birçok evreden geçiyoruz. Bilimsel olarak uyku süreci 4 seviyeye ayrıldı.1. Seviye: Kalp atış hızı yavaşlar ve kaslar gevşemeye başlar yani yatağa girip uyumaya çalışırsınız. Vücut dinlenmeye ve kendini kapatmaya odaklanır. Yorgunluğunuzu atarsınız. Hayaller kurmaya ya da gününüzü düşünmeye başlarsınız.
2. Seviye: Hafif bir uykuya geçersiniz ve vücut sıcaklığınız azalır. Burada beyin dalgaları birkaç saniyeliğine aniden yükselir ve düşer ki bu durumdayken genelde etrafınızdaki sesleri duymamaya veya ışıklı bir ortamda iseniz artık o hafif ışığı hissetmemeye başlarsınız. Örneğin normalde birisi kapıyı açsa uykudan uyanabilecekken, siz uyumaya çalışırken biri sürekli kapıyı açıp kapatsa, beyniniz o sesi artık izole etmeye, kapı yüzünden uyanmamaya kendini programlamaya başlayacaktır. Televizyon izlerken onca sese rağmen uyuyabilmenizin sebebi de budur.
Bu evrede Bazen bir yerden düştüğünüzü ya da yüzünüze yumruk yemiş gibi sarsıldığınızı hissedersiniz ve anlık olarak uyanabilirsiniz. Kaslarınız refleks türünde atabilir, kolunuz bacağınız aniden kıpırdayabilir. Hani şu “Yaa tam da uykuya dalmıştım!” dediğimiz evre var ya, işte o evre ikinci evre. Burada gene rüya gördüğünüz olur fakat bu rüya daha çok hayal etmek seviyesindedir yani olaylar kendiliğinden gelişmezler, bir sonraki sahnede ne olacağını özellikle düşünmeniz gerekir.
3. Seviye: Derin uykuya giriş yaparsınız; beyin dalgalarındaki ani yükseliş ve düşüşler azalır, daha stabil oluruz. Düşünmeyi bırakmış olursunuz. Artık düşünceler kendiliğinden gelişmeye başlar fakat bunların farkında olmazsınız.
4. Seviye: Beyin dalgaları çok düşük frekansta seyreder ve artık resmen ölü gibi yatıyor olursunuz, ki uykunuzun %70'inden fazlasını bu evrede geçirmenize rağmen hatırladığınız rüyalar genellikle REM evresindeki rüyalar olur. Yani uyku aslında bir uyuyana kadar geçen süreyle alakalı, bir de uyanmadan önceki süreyle alakalı bir durum. Aradaki saatler süren o 4. Seviye ağır uyku, sizin rüyalarınızı hatırlamadığınız, ölü gibi yattığınız bir evre.
Bu 4 evreden sonra artık uykuda değil, rüyada olursunuz ki burası ayrı bir ortamdır. REM uykusunda tamamen farklı bir boyuta geçiyorsunuz. Bu aşamada gözleriniz çok hızlı hareket ediyor ve kaslarınız geriliyor. Bu evreye aynı zamanda paradoksik yani (çelişkili) uyku da deniyor çünkü beynin bazı bölgeri hala uyanıkmışız gibi uyarılıyor ve bedeniniz tamamen felçli durumda olsa da siz gerçekten yürüdüğünüzü, koştuğunuzu ya da kavga ettiğinizi görüyor, gerçek gibi hissediyorsunuz.
REM esnasında rüyalar daha nettir çünkü beyin daha çok aktiftir. Zaten bu yüzden REM rüyalarını çoğunlukla hatırlayabiliriz. Aslında REM’de olarak uykuda bile sayılmazsınız, sanki hiç kendinizden geçmemiş gibi rüyanızda düşünmeye, acı hissetmeye, korkmaya devam edersiniz. Bunun sebebi; rüyaya dalarken, beyin sapındaki bazı hücrelerin birbirleriyle iletişime geçmeye başlaması ve bu sayede bilincimizde görüntülerin oluşması. Burada iki aktif etken var. Birincisi hafızanın depolandığı Hippokampüs, diğeriyle duyguların kilit noktası olan Amigdala. Siz uykudayken bilinçaltınızdan taşan düşünceler bu iki bölgeyle etkileşime girdiğinden, taşan düşüncelerin formu değişmeye başlıyor ama siz bunu fark edemiyorsunuz tabii ki. Örneğin ayrılmış olduğunuz eski sevgilinizle hala sevgiliymişsiniz gibi bir şey görüyorsunuz ama gerçekte ayrıldığınızı hatırlayamıyorsunuz.Genelde rüyadaki gariplikleri fark edememenizin sebebi mantığınızın kapalı olmasıdır. Her şeyin size doğru gibi görünmesidir. Çünkü uyurken, beyninizin mantığı yöneten Lateral Prefrontal Kortkeks bölgesi (Yani alnınızdaki bölüm) genellikle kapalı olur. Bu sayede saçma bile olsa duygular yüzünden rüyayı gerçek gibi algılarsınız, uçtuğunuzu görür ve yine de şaşırmazsınız.
Bazen bu rüyalar o kadar gerçekçi geliyor ki rüyamızda uyandığımızı görüyoruz ve hala rüyada olduğumuz halde gerçek dünyada olduğumuza inanıyoruz. Buna da Inception deniliyor ki hakkında bir film bile var zaten. İzlemeyenlere tavsiyemdir, mutlaka izleyiniz.
Rüyada Geçen Zaman ile Gerçek Zaman
Rüyaları ilginç kılan diğer bir olgu ise rüyada geçirilen süredir. Rüya görmek, aslında zamanı izâfi eden bir durumdur çünkü rüyada zaman kavramı bile değişiyor. Örneğin gerçek dünyadaki yani sizin şu yazıyı okuyor olduğunuz andaki zamana göre 6 saniye süren o kısa an, rüyada bize saatler, hatta günler gibi geliyor. Kaldı ki bu rüyalar her zaman 6 saniye sürmüyor zira bir rüya en fazla 6 saniye sürebilir. Genelde 3 4 saniye süren bir zaman zarfında siz rüyanızda saatler geçirmiş gibi hissediyorsunuz. Uykunun giriş evresi belirli bir süre, uykunun %70inden fazlasının geçirildiği derin uyku evresi başka bir süre, e biz rüyalarımızı ne zaman göreceğiz? Madem yattığımız süre boyunca kontrol hep dışardaydı, o zaman rüyaları ne zaman gördük? İşte bunun cevabı, “Tam da uyanmadan önceki 3 4 saniye!”
Beyin, uyanacağını bilirmişçesine kendisine hızlandırılmış bir gerçeklik yaratıyor ki siz hala düşünce olarak aktif olun böylece kolaylıkla uyanabilin. Ya da belki de size onlarca rüya gösteriyor ama siz sadece en son rüyayı hatırlıyorsunuz. Bununla alakalı yapılan çalışmalar var.
REM ve NREM esnasında beyinde hangi bölgelerin uyarıldığıyla alakalı Nature Neuroscience dergisinde Francesca Siclari ve ekibi çok güzel bi makale paylaştılar, incelemek isterseniz diye kaynakça kısmına onu da ekleyeceğim. Çünkü beyinde her şeye ayrı bir bölge ayrılması gibi, zamanı algılayan ve yorumlayan bir bölge de var. Ki bu bölge, rüya görürken yanıltılabiliyor. Size göre saatler süren bir deneyim yaşanırken gerçek dünyada 1 saniye geçiyor.
Rüyaların gidişatı da tıpkı düşüncelerimiz gibi üçe ayrılıyor. Planlı rüyalar, kontrol edilemeyen rüyalar ve bilinçaltımızla ilişkili olan taşan rüyalar.
Taşan Rüyalar
Taşan rüyalar esasen şöyledir: Siz Taksim’de yürürken 5000 tane surat görüyosunuz, birçok insanla karşılaşıyorsunuz ama hiçbirini bir daha görseniz hatırlamazsınız, çünkü beyin size sadece lazım olacak bilgileri saklıyor. Fakat beyin bunları kendisi için kaydediyor ve bilinçaltınıza gönderiyor. Bu görüntüler ise rüyanızda karşınıza çıkıyor. Rüyanızda aşık olduğunuz, kavga ettiğiniz, konuştuğunuz herkes aslında gerçek dünyada en az bir kere karşınıza çıktılar. Rüyanızdaki insanların sesleri de buna dahil. Siz dışarıda kahve içerken çevrenizde birçok insan sesi duyarsınız. Beyin bunları da kaydeder. Bu sesleri yorumlayarak “Şunu şunu söylese, şöyle bir ses tonu olurdu.” diyerek size iletir.
Rüyada gördüklerimizle ve bilinçaltımızın psikolojimize etkisiyle alakalı Sigmund Freud’un “Düşlerin Yorumu” adlı kitabı meraklıları için gayet yeterli bir kaynak olacaktır. Kitabın adı aklınızı karıştırmasın, bu bir “Rüya Tabirleri Sözlüğü” falan değil. Freud’un birçok fikrinin etikliği eleştirilse de, bu kitap rüyalarla alakalı gerçekten ilginç açıklamalar barındırıyor.
Kontrol Edilemeyen Rüyalar
Şimdi de kontrol edilemeyen rüyalara bakalım. Bu rüyalar genellikle kabusa dönüşürler, uyanmak ister ve uyanamazsınız, sürekli birilerinden kaçarsınız ya da aynı rüyayı tekrar ve tekrar görürsünüz. Bu, bunun basit olanıydı. Bir de şöyle bir kontrolsüz rüya biçimi var:
Örneğin kendinizi okulda görüyorken bir anda başka bir ülkeye ışınlanmış gibi mekan değiştirdiğiniz rüyalar olur ve bunu fark edemezsiniz, her şeyi normal karşılarsınız. Burada bilinçaltınız ne isterse size o görünür ve açıkcası uyandığınızda sanki gerizekalıymışsınız gibi hissedersiniz. “Bunun rüya olduğunu nasıl anlayamadım!” dersiniz.
Bu rüyalara “Kontrol Edilemeyen” denmesinin bir sebebi de, gerçekten de istemsizce yaşanan olaylar görünmesi. Öyle ki kontrol ettiğinizi sandığınız şeyleri bile kontrol edemiyor olursunuz. Örneğin birisiyle kavga ettiğinizi görürsünüz ama ona yumruk atarken sanki suyun altından atıyormuş gibi çok ağır, güçsüz ve yavaş bir şekilde kolunuz ilerler. Kontrol sizi yöneten bilinçaltınızdadır.
Burada bilinçle alakalı Id, Ego, Süperego gibi kavramlara girmeyeceğim, daha çok rüya ve gerçeklik algımızla alakalı bilgiler vermeye çalışacağım. O yüzden şimdi son olarak bu yazının konularından birini oluşturan, “Kontrol Edilebilen Rüyalar”a bakalım.
Kontrol Edilebilen Rüyalar (Lucid Dreaming)
Bu rüyalar Tıpkı gerçek dünyada plan program yaparmışcasına rüyanızı yönetebildiğiniz rüyalardır ki buna “Lucid Rüya” denir. Burada rüyada olduğunuzu fark edersiniz, ve kendi dünyanızın tanrısı olursunuz. İstediğiniz her şeyi görebilir, geçen geceki rüyanıza devam edebilir, gerçek dünyada 3 saniye geçerken rüyanızda yıllarca güllük gülistanlık yaşayabilirsiniz.
Lucid rüya görebilmenin bir faydası da şu: eğer siz sürekli kabus gören veya uyku problemi olan biriyseniz, kendi rüyanızı yönetmek ve istediğiniz an uyanabilmek, akıl sağlığınız için daha iyi olacaktır. Çünkü gerçek anlamda uyku problemi yaşayan ya da hep kötü rüyalar gördüğü için uyumak istemeyen insanlar var. Bundan kurtulmak için bazı Lucid Dreaming taktikleri var. Bunu taktikleri uyguladığınızda, başarabilirseniz dizi izler gibi rüyalarınıza kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.
Ki hem bu taktikler hem de “Lucid Rüya” kavramı öyle yeni yeni ortaya çıkan bir şey değil. Daha milattan sonra 4. yy’da St. Augustin, İtiraflar(Confessiones) adlı kitabında, Lucid Rüya’yı “Berrak Rüya” olarak adlandırdı ve rüyalar ile alakalı şu yorumu yaptı:
“Bilinç uyuyor, Bilinçaltı rüyada yeni bir dünya yaratıyor ve bilinç bu dünyanın içinde uyanıyor.”Bilincinizi rüyada uyandırmak için kullanılan birçok teknik olduğunu söylemiştim. Bu tekniklerden birini de antik Tibet’de Budist rahipler meditasyon yaparken uygulamaktalar. Bazen “2 Ay boyunca uyuyan adam!” şeklinde haberler görürsünüz ya, işte bunun tarihi çok daha eskilere dayanıyor. Ki muhtemelen “Astral Seyahat” denilen şey de, rüyanızda istediğiniz şeyi görmek olabilir. Fakat bu ayrı bir konu.
Lucid Rüya ile alakalı size önerebileceğim en iyi kitap, 1974 yılında Patricia Garfield’ın yayımladığı ve bu konuyla ilgili en iyi eserlerden biri kabul edilen “Lucid Dreaming” adlı eserdir ki anlayacağınız üzere bu eser rüyayı yönetmekle alakalı bilgiler içeriyor.
Lucid Rüya Hazırlıkları
Rüyayı yönetmek için, nasıl dün hakkında konuştuğunuz birini rüyanızda görüyorsanız, aynı şekilde Lucid Rüya hakkında da kendinizi hazırlamanız gerekiyor. Örneğin “Sokağında olmayan bir bina ya da odanda olmayan bir eşya görürsen, rüya olduğunu anla!” gibi kendinize hipnoz denilebilecek telkinlerde bulunacaksınız.
Her gece uyumadan önce “Rüyada olduğumu anlayacağım, şuan yataktayım. Başka bir yerde değilim!” diyerek kendinizi uyaracaksınız. Beyniniz bu cümleye aşina olacak. Ayrıca gördüğünüz rüyaları uyandığınız anda hatırlayabildiğiniz kadarıyla not etmelisiniz. Böylece hangi gün ne gördüğünüzü kaydettiğiniz için rüyalarınız arasındaki bağlantıları yakalayabileceksiniz ve böylece sıradaki rüyalarda bu bağlantıları fark ederek rüyada olduğunuzu anlayabileceksiniz.
Rüyada olduğunuzu anladıktan sonra şöyle bir durum var, uyanmak ile uyanmamak arasında ince bir noktaya geliyorsunuz. Direkt olarak bilinciniz devreye girdiği için, yatakda yatan kendinizi hayal ediyor ve bir anda yorganı vs. hissetmeye başlıyorsunuz. Bu da dikkatinizi dağıtıyor. Çünkü beyin kandırıldığını anladığı an uyanmak ister, sizin de buna engel olmanız lazım.
Uyanıyor gibi olsanız bile hiç hareket etmeden rüyaya devam etmeye, gördüklerinize odaklanmaya çalışmalısınız. Uyanmamayı başarabilirseniz artık Lucid Dreaming yapabilirsiniz. İlk birkaç seferde uyansanız bile bir süre sonra artık istediğiniz an uyanmayı önlemek gibi bir yeteneğiniz olacak. İlk seferlerde belki her seferinde rüyanızı fark edemeyeceksiniz ama, bir süre sonra bu artık bisiklete binmek gibi olacak.
Fakat rüyanızın farkında olsanız bile bu tam olarak gerçek dünyada olduğunuz kadar aklınızı kullanabileceğiniz anlamına gelmiyor çünkü rüya bir illüzyon ortamı gibidir. Örneğin siz rüyanızda bir kitaplık görürsünüz fakat oradaki kitaplara tek tek dikkat edemez ya da sayfaları çeviremezsiniz. Rüyadayken beyin detaylarla fazla ilgilenemez, bu yüzden rüya ortamının gerçek bilgisine erişemezsiniz. Tıpkı şuan yaşadığımız evrenin gerçek bilgisine erişemediğimiz gibi. Nasıl ki bizim gözlerimiz, kulaklarımız belirli noktalara kadar bilgiyi işleyebiliyor, bizler bir Yunus gibi ya da Yarasa gibi evreni deneyimleyemiyoruz, işte rüyadayken de bu böyledir. Rüya size bir tablo oluşturur ama içini doldurma işini size bırakır.
Lucid Rüya Deneyi
Lucid Rüya ile alakalı çalışmalar sadece bireysel değil tabii ki. REM uykusu incelendiği gibi, Lucid rüya olayı da incelendi ve Adelaide Üniversitesi’nden Dr. Denholm Aspy, 169 katılımcıyla bir takım teknik testler yapmaya başladı. Bu testlere göre, uyanacağınız saati, örneğin 1 saat sonrasını alarm kuruyorsunuz ve 1 saat dolduktan sonra o uyuşuk halinizle rüyanızı hatırlamaya ve uyandığınız o son ana, rüyanızın en tatlı anına dönmeye çalışıyorsunuz. Yani tekrar uyuyorsunuz ve o ana geri dönmeye odaklanıyorsunuz. Bunu onlarca kere tekrar ediyosunuz.
Günde 7 8 kere kısa uykularla bunu denediğinizde, bir süre sonra rüyanızı yönetemeseniz de, hangi rüyayı görmek istediğinizi, nereden başlayacağınızı seçmiş oluyorsunuz. Aspy’nin testine sokulan insanların %53’ünde bu konuda olumlu sonuçlar alındı. Bu insanlardan %17si ise, bu durumu tekrar ede ede en sonunda her gece Lucid Rüya’ya dalabilmeyi öğrendi. Yani istediğiniz rüyayı görmeye başlayınca, zaten onun rüya olduğunu da idrak edebilmiş oluyorsunuz ve sürekli uyu-uyan döngüsü içinde bunu denediğiniz için Lucid yeteneğini daha erken kazanıyorsunuz.
Lucid’in Zararları
Rüyanızda yarattığınız alemin kralı olduktan sonra bunun yan etkileri olacaktır tabii ki. Örneğin gerçek hayatınızda elde edemediğiniz şeyleri orada elde etmek, tanrıymışçasına yaşamak, istediğiniz her şeyi, “yani her şeyi” elde edebilmek sizi bu rüya ortamına bağımlı hale getirecektir.
Bu, beyin yapısıyla alakalıdır. Bir insan bir maddeyi ne kadar sık kullanırsa o kadar ona ihtiyaç duyar, bir insan bir hareketi ne kadar çok tekrar ederse onu o kadar alışkanlık haline getirir, bir insan bir başkasıyla ne kadar vakit geçirirse o insana o kadar yakınlaşır. Aynı şekilde rüya alemindeki krallığınıza ne kadar alışırsanız, ne kadar bunu yaparsanız, gerçek hayattan o kadar soğumaya başlarsınız. Sürekli uyumak istersiniz.
Bunun yanında, siz uyurken kontrol bilinçaltınızda değil, sizde olacağı için otopilotta giden bir uçaktan ziyade, uçağı süren kişi olursunuz. Ki bu da, gerçek anlamda uyuyamadığınız anlamına gelir. Bedeniniz gerektiği kadar dinlenememiş olur. Yeterince enerji toplayamaz, yeterince vücudunuzu onaramazsınız. Bir süre sonra, uyuşturucu bağımlısıymış gibi görünmeye başlarsınız. Gerçek hayat size anlamsız gelmeye başlar ve depresyona girersiniz.
Hatta daha çok uyumak için uyku haplarına bile başvurabilirsiniz ki bunun örnekleri mevcut. Diğer bir yan etki ise, rüya ile gerçek arasındaki farkı ayırt edemediğinizden, rüyanızda gördüğünüz bazı şeylerin gerçekte yaşandığını sanarak sahte hatıralar oluşturabilmenizdir. Tıpkı 3 4 yaşındaki bir çocuğun rüyasında gördüğü şeyi gerçek sanması gibi yani.
Artık “Lucid Dreaming Nasıl Yapılır?”dan ziyade, “Bunu Yapabilmek Nasıl Unutulur?” diye düşünmeye başlarsınız.
Rüya Makineleri
Bilimadamları buna çözüm olarak, kontrolün sizde değil, başka bir cihazda olması ve sizin rüyayı fark etmenizden ziyade, başka birinin size “Rüyadasın, istersen uyan, istersen kal” demesini uygun gördüler. Bunun için Dream Machine denilen bir uyku cihazı geliştirildi ki bu cihaz, sizin beyninizde uyurken fâal olan bölgeleri saptayarak, sizi öğrenerek, siz artık uykuya daldığınızda uykuda olduğunuzu anlayarak size sinyaller göndermeye başlıyor. Göz hareketlerinizi takip ediyor ve böylece siz rüya alemine girdiğiniz anda size küçük bir şok veriyor, böylece siz bir dış uyarıcı sayesinde, ve bu uyarıyı tanıyarak rüyada olduğunuzu fark ediyorsunuz. Bir nevi kendinizi çimdiklemek, ama uyanmamak gibi.
Rüya makineleri geliştirildi ve 2009'da da tanıtıldı fakat bunun “madde bağımlılığı”ndan bir farkı kalmayacak kadar yayılması ve sosyal ilişkilere zararı nedeniyle bunlar kaldırıldı. Ardından birkaç kişi daha Kickstarter’da Rüya Makinesi geliştirmeye çalıştılar ve gereken 35 bin dolarlık fon, 1 milyon dolara kadar yükseldi. İnsanlar resmen bu makine için para bağışlamaya başladı. Birazdan makinelere tekrar döneceğim ama şimdi rüya ile alakalı başka bir olguyu işlemek istiyorum.
Rüyada Uyanmak ve Karabasan
Rüya makinesinden bağımsız olarak, hepimizin bazen rüyalarımızda uyandığımızı gördüğümüz olur ki buna da “Hatalı uyanma” denir. Yani beyin, kendini bilinçaltına hapseder. Art arda 20 kere uyandığınız ama hala rüyada olduğunuz anlar olur ve her uyanışınızda gerçek dünyaya uyandığınızı sanırsınız. Bu hepimizin başına gelmiştir.
Bu esnada içgüdüsel olarak kontrolün başka bir şeye ait olduğunu düşündüğümüzden cin veya şeytan denilebilecek şeyler gördüğümüz olur, ki bu o kadar etkili olur ki uyandıktan sonra bile 10 15 saniye kadar etrafımızda bazı varlıklar görmeye devam ederiz. Bunun sebebi beynin hala gerçek dünyaya uyanıp uyanmadığını anlayamamasıdır. Bilinçaltı artık gördüğünüz şeyleri gerçeğe yorumlamaya başlar fakat neticede gerçek hayattaki ayrıntılar sayesinde bu halüsine görüntüler kaybolur.
Bazen beyinden ziyade, bedenin bunu anlayamadığı olur ve siz uyandığınız halde hareket edemez, konuşamaz, bağırsanız bile sesinizi duyuramazsınız. Çünkü uyurken bedenimiz felçli haldedir ve beyin uyandığını anlasa da beden henüz bunu idrak edemez. Hala kendini uykudaymış gibi felçli durumda tutar. Ki bu duruma da “Uyku Felci” denir.
Bu duruma halk arasında “Karabasan” deniliyor fakat az önce açıkladığım üzere gerçekte siyah bir varlık gelip boğazınıza çökmüyor. Neticede gerçeklik algımız beynimizde oluştuğu ve bilincimize yansıdığı için, beynin sapıtması, gördüklerinizi de değiştirebilir. Sizin beyninizin bazı noktalarına elektroşok versek veya bazı ilaçlarla buraları uyarsak, sizi şizofren biri yapabiliriz. Gerçi bunu farklı yorumlamak isteyenler, buna da “kalp gözünü açtı, gözlerin perdesini kaldırdı, artık farklı boyutları görebiliyor” gibi şeyler diyerek kullanırlardı muhtemelen.
Bu durum özellikle çocuklarda ve ergenlik çağında çok yaygındır. Çocuklar, 3 ila 5 yaşlarındayken bilgiye o kadar açtır ve gerçek ile rüyayı o kadar birbirine karıştırır ki, hayali arkadaşları olur. Veya rüyasında sizin ona kızdığınızı görse, uyandığında sizden korkar, bunu gerçek zanneder.
Ergenlik çağında ise beyin kendisini yeni bir döneme ve mantığa uydurmaya çalışırken çocukluğun artık geride kaldığını kabullenebilmek adına size farklı şeyler gösterir. Örneğin rüyanızda sürekli yüksek bir yerden düştüğünüzü görürsünüz vs. Bu örnekleri çoğaltabiliriz ama şimdilik Rüya Makinesi’ne dönelim
Dream Machine Denemeleri ve Muhtemel Yan Etkiler
Az önce belirttiğim üzere rüyanızı kontrol etmek için ille de Lucid Dream teknikleri denemenize gerek kalmadı, teknoloji gelişti. Hem Kickstarter projeleriyle, hem de geçtiğimiz yıllarda rüyanızı yönetmeyi, siz rüyadayken sizi uyarmayı başarabilen Dream Machine gibi cihazlarla bu başarıldı. Üretimi için 35bin dolar istenen bir projeye, 1milyon dolara yakın bağışlar yapıldı.
İnsanlar gerçekten bu rüya cihazına oldukça ilgi duyuyor ve şu anda da halen fon toplamaya çalışan, Dream Machine’a benzer “Instadreamer” adında bir makine üretilmeye çalışılıyor. Instadreamer o kadar ileriye gidiyor ki sadece beyin dalgalarınızı takip ederek sizi şoklamakla kalmıyor, aynı zamanda kalp ritminizi de takip ederek çok korktuğunuz ya da sağlığınıza zarar verebilecek anlarda sizi uyandırıyor.
Bunun yanında istediğiniz an şap diye uyumayı ve uyanmayı sağlayabilen i-Band+ adlı bir cihaz daha üretildi ve fiyatı şuan 1400$ civarında. Tabi iş makinelere kalınca daha mı sağlıklı olacağız, bunun yan etkileri olmayacak mı; zamanla göreceğiz.
Muhtemelen sürekli aynı bölgeler dış etkenlerle uyarıldığı için ya uykuyla alakalı mekanizmalarımız zayıflayacak ve en ufak bir şeyde uyanarak belki de hiç doğru düzgün uyuyamayan insanlara dönüşeceğiz, ya da aynı bölge o kadar uyuşacak ki uykularımız son derece ağır olacak ve daha derin katmanlarda uyuyarak, belki de istesek bile bir daha uyanamayacağımız uykulara dalacağız. Tıpkı Inception filmindeki gibi.
Rüyayı Yansıtmak ve Görülen Rüyayı Öğrenmek
Ek bir bilgi olarak rüyanızda gördüğünüz objelerin sizde yarattığı hisler ve beyindeki elektrik iletişime bakılarak, sizin nasıl bir şey gördüğünüz %60 oranında tahmin edilebiliyor. Neticede beynimiz, biz rüyadayken gerçek dünyadaki verilerden yola çıkarak bir âlem oluşturuyor.
Kyoto’dan Profesör Yukiyasu, 200'den fazla denemeyle insanların rüyada gördükleri şeyleri büyük oranda doğru tahmin eden bir program geliştirmeyi başardı. Ki bu deneyleri de basitçe şöyle izah edebiliriz:
Siz bir kedi gördüğünüzde onun sizde oluşturduğu his beyninizde bazı bölgelerin uyarılmasıyla meydana gelir. Bu bölgeler işaretlenirse, siz rüyadayken bu bölgelerin harekete geçtiğini gördüğümüzde, rüyada bir kedi gördüğünüzü anlayabiliriz. Ya da siz bir kadın gördüğünüzde beyninizdeki kimyasalların aktivitesi bellidir, eğer uykudayken buralar aktif olursa, bu kadın görüyor olduğunuz anlamına gelir.
Yani rüya durumuyla alakalı deneyler ve makineler daha da ileri götürülürse birinin nasıl bir rüya gördüğünü bilmeniz, birisine istediğiniz bir rüyayı gösterebilmeniz, istediğiniz kişiye rüyada işkence yapmanız, hatta birini bir kabusa hapsetmeniz hiç de imkansız değil. Ki gerçek dünyada saniyeler geçerken rüya aleminde saatler yaşadığınız dikkate alınır ve ne zaman uyanıp uyanmayacağınız seçilirse, bazı suçluları resmen kendi rüyasında hapsetmek ve istihbarat bilgilerini ele geçirmek bile mümkün olabilir. Bununla alakalı Otherlife filmini izlemenizi öneririm.
Bunun yanında eğer siz birine istediğiniz şeyi gösterebilir ve yaşatabilirseniz, felçli hastaları bir rüya ortamına bağlayarak onlara yürüyebilecekleri, genç hissedecekleri bir ortam yaratabilirsiniz ki Dr. Moran Cherf ve ekibi bu proje için çalışmaları başladı zaten. Ayrıca düşünceleri simüle etmeyi başaran programlar da geliştiriliyor, yani aklınızı okumayı, rüyanızda gördüğünüz şeyleri direkt görüntü olarak ekrana aktarmayı deniyorlar. Ayrıntılı olmasa da en azından gördüğünüz kaba şekilleri direkt olarak belirleyebiliyoruz. Ev görüyorsanız ev net bir şekilde anlaşılıyor ama kiremitleri, penceresindeki dekorları anlaşılmıyor. En azından şimdilik.
Bilim camiası o kadar hızlı gelişiyor ki bizim hayal bile edemediğimiz birçok şey, biz fark etmeden başarılabilir. Bir insanın rüyaya hapsedilmesi, bir insanın bilincinin bulut tabanlı bir yazılıma kaydedilmesi, yani ölmüş bir kişiyle hala konuşabilmeye devam etmeniz veya bunu bir robota aktararak mekanik bir yaşam yaratmanız ve daha fazlasıyla alakalı çalışmalar var, ve bunların bir kısmı da insanları alıştırmak amaçlı çeşitli film ve dizilerle gündeme getiriliyor. Örneğin Black Mirror dizisinde birçok bölüm çekildi ki bunların hiçbirisi de komplo teorisi değil. Bunlar, gelecekte olacak şeyler. Meraklıları için ilgili birkaç bölüm önerebilirim örneğin Black Mirror’un, “USS Callister, Arkangel, Hang the DJ, San Junipero” ve “White Christmas” bölümleri bu konuda efsanedir.
Gerçeklik ile Rüya
Özetle rüya, gerçeklik ve algılarımızla alakalı birçok teori ve proje var, ve olmaya da devam edecek. İnsanoğlu zaman geçtikçe bilimde daha da ilerleyecek ve şuan bize hayal gibi gelen ya da aklımıza bile gelmeyen birçok şey, bizden sonraki nesiller için sıradanlaşacak. Örneğin bilgisayar oyunlarının içinde sanal gerçeklikle yaşayan, gerçekten ejderha avlamaya giden ya da sanal gerçeklik oyunlarında mesaili bir işte çalışarak bunu gerçek hayatta bir maddiyata çeviren, rüya alemlerinde Inception filminde olduğu gibi daha derin katmanlara inerek yıllarca kendisini kendi dünyasına kapatan insanlar çoğalacak ve kaçınılmaz olarak şuan hissettiğimiz dünyadansa, yapay da olsa gerçek gibi hissedilen bir dünya ortamında yaşamak isteyenler olacak.
Gerçeklik algılarımıza ve beynimizi kandırarak kendimize başka gerçeklikler yaratmamıza bakıldığı zaman, Simülasyon Teorisi, Hologram Evren Teorisi, Matrix Teorisi gibi fikirler akla geliyor ve şuan üstünde yaşadığımız dünyanın bile gerçek olup olmadığı tartışılıyor. Neticede gerçekliği duygu organlarımızla ve beynimizin çevreyi yorumlamasıyla oluşturuyoruz.
Ki kuantum bilimi sayesinde maddenin, aslında algıladığımız şekliyle var olmadığını, objelerin aslında farklı bir gerçekliğe sahip olduğunu fakat beynimiz yüzünden bizim yaşadığımız ortamı farklı algıladığımızı hatırladığımız zaman, aklımıza Descartes’ın “Kötü Cin” Teorisi gelecek ve bu da yüzyıllar önce düşünülen şu fikirlerin ne kadar isabetli, ve belki de gerçek olduğunu düşünmemizi sağlayacak. Şöyle demişti Descartes:
“Etrafımda gördüğüm her şey bir yanılsama olabilir. Annem, babam, arkadaşlarım, hatta binalar bile. Gördüğüm, hissettiğim, duyduğum, varmış gibi algıladığım her şey, aslında beni kandırmak için yaratılmış bir illüzyondan ibaret olabilir. Tıpkı rüya görürken etrafımdakileri son derece gerçek ve konuştuğum insanları son derece normal algılıyor oluşum gibi, şuanda da bir rüya görüyor olabilirim. Hatta hayatım baştan sonra bir rüyadan ibaret olabilir. Doğduğum andan beri kendimi bu bedende yaşıyormuş gibi algılasam da, tıpkı rüyadan uyandığımda son derece gerçekmiş gibi hissettiğim şeylere ‘Ah, bir rüyaymış.’ diyerek geçiştirdiğim gibi, bir gün şuan gerçek yaşam olarak algıladığım ortamdan da uyanabilir ve normal bir şekilde hayatıma devam edebilir, ya da ölebilirim.
Öyleyse gerçek nedir? neye güvenebilirim? kendi bedenimin bile gerçek olduğuna güvenemeyeceksem neye güvenebilirim? beni kötü bir cin kandırıyor ve böyle sahte bir evrende bana bir hayat yaşatıyor olabilir. Bunu nasıl anlayabilirim? neyin gerçek olduğundan nasıl emin olabilirim? Olamam. Çünkü hiçbir deneyim bana deneyimlediğimin mutlak gerçek olduğunu kanıtlayamaz. Fakat şunu biliyorum: Bunları düşünebildiğim, sorgulayabildiğim için ben gerçeğim. En azından ben varım. Ben olarak hissettiğim bu şahsiyet, gerçek bir şahsiyet. Düşünüyorum, öyleyse varım.”
Diğer yazılarda ve videolarda görüşmek üzere. Bu arada Youtube kanalıma göz atmayı unutmayın. Link: Diamond Tema Youtube
NOT: Bu yazı ve diğer yazılarım tamamen bana aittir ve hakları saklıdır. Kaynak göstermeden veya benden izin almadan herhangi bir makalemi elektronik ya da matbuu mecrada kopyalamanız halinde hakkınızda yasal işlem başlatılacaktır.
Kaynakça
D’Hervey de Saint-Denys, Les Reves et Les Moyens de Les Diriger: Observations Pratiques, Paris/Amyot. Sparrow, Gregory Scott (1976).
Lucid Dreaming: Dawning of the Clear Light. A.R.E Press. pp. 52–53.
LaBerge, Stephen (2004). Lucid Dreaming: A Concise Guide to awakening in Your Dreams and in Your Life. Sounds True. p. 15.
Jouvet, Michel (1999). The Paradox of Sleep: The Story of Dreaming. MIT Press. p. 75.
McLeester, Ed (1976). Welcome to the Magic Theater: A Handbook for Exploring Dreams. Food for Thought. p. 99.
Siclari, F., Baird, B., Perogamvros, L., Bernardi, G., LaRocque, J. J., Riedner, B., Boly, M., Postle, B. R., & Tononi, G. (2017). The neural correlates of dreaming. Nature Neuroscience, 20, 872–878. doi:10.1038/nn.4545
Stickgold, R., Malia, A., Fosse, R., Propper, R., Hobson, J. A. (2001). Brain-mind states: I. Longitudinal field study of sleep/wake factors influencing mentation report length. Sleep, 24, 171–179.
F. Ferrarelli, et al. (2010). Breakdown In Cortical Effective Connectivity During Midazolam-Induced Loss Of Consciousness. PNAS, sf: 2681–2686. J.
P. Mitchell, et al. (2002). Distinct Neural Systems Subserve Person And Object Knowledge. PNAS, sf: 15238–15243.
A. R. Braun, et al. (1997). Regional Cerebral Blood Flow Throughout The Sleep-Wake Cycle. An H2(15)O Pet Study. Brain, sf: 1173–1197.
A. R. Braun, et al. (1998). Dissociated Pattern Of Activity In Visual Cortices And Their Projections During Human Rapid Eye Movement Sleep. Science, sf: 91–95.
B. A. Mander, et al. (2013). Prefrontal Atrophy, Disrupted Nrem Slow Waves And Impaired Hippocampal-Dependent Memory In Aging. Nature Neuroscience, sf: 357–364.
P. Maguet, et al. (1996). Functional Neuroanatomy Of Human Rapid-Eye-Movement Sleep And Dreaming. Nature, sf: 163–166.
E. A. Nofzinger, et al. (1997). Forebrain Activation In Rem Sleep: An Fdg Pet Study. Brain Research, sf: 192–201.
D. Kahn, et al. (1993). Self-Organization Theory Of Dreaming. Dreaming.
D. Kahn, et al. (2004). State-Dependent Thinking: A Comparison Of Waking And Dreaming Thought. Consciousness and Cognition, sf: 429–438.
St. Augustinus, Confessiones, Kabalcı Yayınları, Humanitas, 2010.
Sigmund Freud, Düşlerin Yorumu, 5. Baskı.



Comments
There are no comments for this story
Be the first to respond and start the conversation.